KRİSTOF KOLOMB II. BAYEZİT’İN CASUSU MUYDU?

16 Ocak 2018 | Necati Aydın

Bugün Türkiye’ye karşı soğuk politika uygulayan Amerika; eğer II. Bayezit istese idi, yüzyıllar öncesi Türkçe konuşan bir kıta olabilirdi. Bunu geçmişteki ve günümüzdeki  Amerikan tarihçileri ve siyasileri de gayet iyi bilmektedirler. Dahası birçok defa Osmanlı’da yardım dileyen Amerika Osmanlı’ya haraç verdiği günler dahil her şeyi ama her şeyi de not almıştır. Belki de geçmişteki çaresiz günlerini hatırlayıp, bugün biz de güçlüyüz demek için nankörce davranışlarında bulunmaktadırlar diye düşünmüyorum da değilim!  İşte bizim de tarihimizdeki bu haklı hükümranlık ve insani yardımseverlik durumu bilmemizin sonucu, bugün Türkiye Cumhuriyeti Devleti olarak bütün dünya kamuoyuna karşı haklı dik duruşumuz elbette doğrudur. Gelelim Amerika’nın devlet olmazdan önceki hatta dünyanın oraları bilmediği yıllara!  Amerika Amerika’yı keşfeden Christophoro Colombo (meşhur adıyla Kristof Kolomb), 1451 yılında Cenova’da dünyaya gelmiş, sonradan Cenova Krallığı emrine girmiş bir denizcidir. Daha önceden birkaç defa İstanbul’a geldi ve Türk denizcilerinin emrinde çalıştı. Bu arada Müslüman denizcilerinin kitaplarından, dünyanın yuvarlak olduğunu ve devamlı olarak batıya gidilirse, yine aynı yere gelineceğini öğrendi. Fakat en önemlisi, kendisinin Amerika kıtasına ulaşmasından 30 sene önce, Doğu Amerika sahillerindeki Antil Adaları’na ulaşan, Osmanlı denizcilerinden Piri Reis’in hatırlarını ele geçirmesi oldu. Piri Reis hatırlarında, Batı Afrika sahillerinden denize açıldıktan sonra şiddetli lodos fırtınalarına yakalanarak, günlerce batıya doğru sürüklendiklerini ve Arap denizcilerinin Antilya dedikleri adalara ulaştıklarını, burasının gayet zengin ve insanlarının medeni bir memleket olduğunu yazmaktaydı. Bunları okuyan Kristof Kolomb, burasının Hindistan’a ait adalar olduğu kanaatine vardı. O tarihlerde sefalet içinde yaşayan Avrupalılar, kısa yoldan zengin olmak için, zenginliği ile meşhur olan Hindistan’a ulaşmak ve buranın servetlerine sahip olmak istiyorlardı. Fakat, bu çok zordu. Çünkü, arada Osmanlı devleti vardı ve onu aşıp Hindistan’a ulaşmak imkansızdı. İşte Kristof Kolomb’un bu öğrendiklerini, Cenova Kralı’na anlattı, fakat ona kimse inanmadı. O da İspanya’ya giderek, kraldan yardım istedi ve eğer kendisine üç parça gemi tahsis ederse, batı yolunu takip ederek Hindistan’a ulaşıp, orasının zenginliklerini kendisine getireceğini vadetti. İtalyan denizci, 1484’te Portekiz Kralı’na başvurarak, Batı’dan denizyoluyla Doğu’ya ulaşmak için gemi istedi ama reddedildi. Kolomb, çıkmayı tasarladığı deniz yolculuğu için geniş bir araştırma yapmıştı ama kendini destekleyecek finansörü bir türlü bulamamıştı. Kendi geçimini sağlamak için reçine ticareti işine girdi ve Doğu’ya gitti. Avrupa’da kendisini destekleyecek bir hükümdar bulamadığından dolayı, 1484’te Kuzeybatı Karadeniz’de Kili ve Akkirman Seferi’ne çıkan Fatih Sultan Mehmet’in oğlu Sultan II. Bayezit’e müracaat etti. Bir papazın refakatinde sultanın yanına gelen Kolomb, “II. Bayezit’ten sultanın adına yeni ülkeler keşfedebilmek için emrine gemiler vermesini istedi.” Ancak Osmanlı Sultanı, tuhaf bir şekilde karşısına çıkan hayalperesti ciddiye almayarak, talebini reddetti. Kolomb, çaldığı bütün kapılar yüzüne kapanmasına rağmen pes etmedi. Nihayet İspanya kralı Ferdinand ona istediği üç gemi ve 87 gemiciyi temin etti. Fakat kendisinden şüphelendiği için en güvendiği adamlarından Juan de la Cosa’yı onu takip etmekle vazifelendirdi.  Daha sonra bu yeni kıtaya ismini verecek olan Amerigo Vespucci de onlarla beraberdi. Bu birinci seyahat sonunda ilk rastladıkları adaya San Salvador adını verdiler. 3 Ağustos 1492’de üç gemi ile denize açıldı. O senenin 12 Ekim’inde Bahama Adaları’ndan Guanahani’ye ulaştı.  Fakat buralarını hâlâ Doğu Asya sanıyorlardı ve Küba Adası’na geldiklerinde burasını Japonya zannederek, İspanyolca Japonya manasına gelen Jubana (Khubana(Küba) okunur) dediler. Bu ilk seyahatten fazla bir servete elde edemeden döndüler. Kolomb, bu seyahatle ilgili bilgileri dönüşte İstanbul’a ulaştırmıştı. İkinci seyahate daha kalabalık gidildi. Bu sefere 17 gemi ve 1700 kişi katılmıştı.  Küba sahilleri ve civar adalarda keşifler yapıldı. Fakat umulan olmadı ve krala vaat edilen servetlere rastlanamadı. Aslında, o civarda büyük bir servet yatıyordu, fakat Kolomb, silahsız yerlilere saldırmayı men etmiş, böylece İspanyol korsanlarının hevesleri kursaklarında kalmıştı. Daha fazla servet bulunur ümidiyle yapılan üçüncü seferden de fazla bir şey elde edilemedi. Kolomb, yerlilere saldırmak, yağma ve katliamlar yapmak isteyen İspanyol denizcilere mâni oluyordu.  Bunun üzerin orada, kendisinin garip tavır ve kararlarından şüphelenen ve Osmanlı hesabına casusluk yapmakla itham eden, İspanya Kralı’nı bu sefer sırasında temsil eden Bobadillo tarafından tutuklandı, bütün evrak ve haritalarına el konuldu ve zincire vurularak İspanya’ya gönderildi. Bu sefer sırasında da Amerika sahillerin haritaları ve kıymetli birçok bilgiler, çoktan İstanbul’a ulaştırılmıştı. Nitekim o tarihlerde Piri Reis ünlü dünya haritasını, Kolomb’un gönderdiği bilgilere dayanarak yapmıştı. Kristof Kolomb, İspanya’ya dönüşünde, Osmanlı hesabına casusluk suçlamasıyla Sevilla’daki Las Cuevas manastırına hapsedildi.  Burada iken bir yakınına yazdığı mektubunda: “Öyle bir duruma düştüm ki, en alçak insanlar bile bana hakaret etmeye kendilerinde hak görüyorlar. Hindistan’ı (Amerika kıtasını kastediyor) ele geçirip Osmanlılara teslim etseydim, onlardan kim bilir ne büyük mükafat görürdüm. Bununla birlikte, bu dünyada böyle bir haksızlığı hoş karşılamayacak kimselerin var olduğuna inanıyorum.”  Kolomb’un, ümit ettiği gibi, kısa bir süre sonra, birilerinin müdahalesi sonucu serbest bırakıldı. Kuvvetle muhtemeldir ki, kendisinden, çok kıymetli bilgileri alan Osmanlı denizcileri onun serbest bırakılmasını sağlamışlardır. Kolomb 1506 yılında İspanya’da ölmüştür. Mezarı Valladolid’dedir.  Bütün bunların sonucu deniliyor ki; Kolomb Osmanlı lehine çalışmalar yapmıştır.  Çünkü Fransız Amiral Char Cot göre, “Kolomb, Osmanlı’dan umduğunu bulamasa da Piri Reis’in amcası Kemal Reis’in maiyetindeki bazı tecrübeli denizcilerin ve İspanya’da esir olan Türk tayfaların kılavuzluk ve refakatinden büyük ölçüde faydalanmıştı. Bunlardan, adını, milliyetini ve dinini uzun süre maharetle gizleyen ‘Rodrigo,’ Kolomb’un yanından hiç ayrılmamış ve onun en güvenilir akıl hocası olmuştu,” der. Fransız Amiral Char cot; “Christophe Colomb, Vu Par Un Marian” ismini taşıyan eserinde, Kolomb’un, Paris Bibliotheqe Nationale’deki el yazılarına dayanarak, bu konuda şunları zikretmektedir: “Bu zat (Rodrigo), sıradan bir tayfa olmayıp, Osmanlı deniz kuvvetlerine mensup bir kişiydi. Gizli bir din (Müslümanlık) taşıyordu. Bu durumu benden başka kimse bilmiyordu. Buna göre, yeni dünya nın keşfi şerefini resmen bir Müslüman’a vermek istemediğimden mükâfatı kendisine teslim etmedim.” Rodrigo de Triana’nın İspanyol asıllı ve Osmanlı’nın önemli subaylarından biri olduğuna dikkat çeken araştırmacılar, Kristof Kolomb’un yanında seyahate çıktığında rota hesaplamalarını Rodrigo de Triana’nın yaptığını kaydediyorlar. Amerika’da Ekim ayının ikinci pazartesi günü, 1492 yılında Amerika’yı keşfeden Kristof Kolomb’u anmak amacıyla Columbus Günü olarak kutlanır. Gelelim Kolomb sonrasına; nihayet Kolomb’un Hindistan zannettiği büyük kara parçasının bilinmeyen bir kıta olduğunu yine onun yanındaki Amerigo Vespucci bütün dünyaya duyurdu. Sonraları ilk olarak Alman kozmografyacısı Martin Waldseemüller Yeni Dünya’nın güneyi için yani Güney Amerika için ilk kez Amerigo’nun adını kullandı. Daha sonra adı tüm kıta için kullanıldı. Alman profesörü Waldseemüller’in 1507 yılında yazdığı ”Cosmographiae Introductio” adlı eserinde; “’Dünyanın dördüncü bir kısmı Amerigo Vespucci tarafından keşfedilmiş bulunuyor, o halde buraya kâşifi Amerigo’dan ötürü “America” denmesine kimsenin itiraz edeceğini sanmam,” diyordu. Waldseemüller’in bu teklifi yeni kıtanın adının Amerika olmasını sağladı.  Evet; II. Bayezit istese idi. Amerika bugün Türkçe konuşan bir kıta olabilirdi.

Önce Vatan