MİSAK-I MİLLİ İÇİN GAZİ NE DİYORDU!

23 Ocak 2018 | Necati Aydın

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan; Kuzey Suriye’deki terör örgütlerinin ülkemizi için tehlikeli olduğundan bahsederken dünya kamuoyuna şöyle bir uyarı da bulundu: “Gazi ne diyordu Misak-ı Milli hudutları. Neresi Misak-ı Milli? İşte şu anda terör koridoru oluşturmak isteyenler var ya Kuzey Suriye’de işte oralar hep Misak-ı Millînin içinde olan yerlerdi. Onun için oralarda öyle devlet kurmaya, bu yola tevessül edenler avucunu yalar.” (Dünya Basını Gazeteler; 11.01.2018) Gelelim Misak-ı Milli (Milli Yemin) konusuna nedir. Anıtkabir Misak-ı Milli Kulesi’nin duvarında Mustafa Kemal’e ait cümle aynen şöyledir: “Düstur-u halasımız olan Misak-ı Milliyi safai tarihe yazan milletin demir elidir.” Mustafa Kemal bu sözlerini 1923 yılında dile getirmiştir. Misak-ı Milli sınırlarımızı işaret eden milletin “demir eliyle” tarihe yazılan bu sonuca nasıl gelindi. Mustafa Kemal Paşa 27 Aralık 1919 tarihinde Sivas’tan Ankara’ya geldi ve meclisin toplanması için hazırlıklara başladı. Sultan Vahdeddin tarafından 21 Aralık 1918’den beri feshedilmiş bulunan mebuslar meclisinin toplanması için yapılan seçimlerde Mustafa Kemal Paşa ilk defa Erzurum mebusu olarak parlamento üyesi oldu. Meclis-i Mebusan’a seçilen 168 üyenin ancak 72’si İstanbul’da 12 Ocak 1920 günü açılan Meclise katılabilmiştir. Meclis-i Mebusan’ın faaliyet gösterdiği dönem içerisinde aldığı en önemli karar Misak-ı Millînin kabul ve ilanıdır. Müsveddeleri Mustafa Kemal Paşa tarafından hazırlanan Misak-ı Milli metni Meclis-i Mebusan’ın 22 Ocak 1920’de Felah-ı Vatan Grubunun gizli toplantısında Hüsrev Bey tarafından okunmuş, 28 Ocak 1920’de de resmi olmayan gizli toplantıda oylanarak mevcut bütün üyelerin ittifakı ile kabul edilmiştir. Adı geçen meclisin yaptığı başlıca işe yarar şey de bu olmuştur. Misak-ı Milli veya Ahd-ı Milli Beyannamesi olarak adlandırılan bu belge, İstanbul’un işgali ve mebuslar meclisinin tasfiyesi üzerine Ankara’da toplanan ve Türk milletinden feyz alan Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin kuruluşunun yegâne nedeni olmuştur. Toplandığı ilk gün Milli Misak’a bağlılığını açıklayan meclis, bu sadakatini sarsılmaz bir şekilde sürdürmüş ve onun gerçekleşmesini amaç bilmiştir.  Gizli oturumda kabul edilen Misak-ı Milli esasları 17 Şubat 1920 tarihinde dünya kamuoyuna ilan edilmiştir. Misak-ı Milli, Kurtuluş Savaşımız sırasında Türk Milleti’nin maksatlarını özetleyen ve Millî Mücadele’nin başından sonuna kadar değişmeyen bir programın adıdır. Mustafa Kemal Paşa, esaslarını Millî Mücadele’den yıllar önce tespit ettiği ve bulduğu çıkış yolunu cesaretle ortaya koyduğu bu programın ilk müsveddelerini 1919 yılı Aralık ayı sonunda yazmıştır.  Çünkü; Mustafa Kemal işgal altındaki İstanbul’da, padişah başkanlığında toplanacak olan bir mecliste Millî Mücadele adına sağlıklı kararların çıkmayacağını tahmin ediyor ve meclisin Anadolu’da toplanmasını istiyordu. Erzurum mebusu seçilen Mustafa Kemal, güvenlik meselesinden dolayı İstanbul’da toplanan meclise katılmadı.  O’nun İstanbul’a gönderdiği mebus arkadaşlarından istekleri şöyle idi:  1-Mecliste Millî Mücadelecilerin birlikte hareket etmesini sağlayacak olan bir “Müdafaa-i Hukuk Grubu” oluşsun; böylece, mecliste müdafaa-i hukuk grubu bazı mebusların çekimser davranmasından dolayı kurulamayıp; bu grubun yerine içinde saltanat yanlılarının da olduğu ve Misak-ı Millî’yi ilan edecek olan “Felah-ı Vatan Grubu” kuruldu.  2-Sivas Kongresi kararları mecliste onaylansın. Buna göre; meclis Sivas Kongresi’nin bağımsızlıkla ilgili kararlarını onayladı (Misak-ı Milli). Fakat padişah kontrolündeki mecliste Sivas Kongresi’nin Milli Egemenlikle ilgili maddeleri tartışma konusu dahi yapılamadı.  3-Mustafa Kemal meclise başkan seçilsin; bunun önemi ise Mustafa Kemal işgalcilere ve İstanbul otoritesine milli eylemin gücünü göstermek istiyordu. Meclis dağıtıldığı takdirde, meclis başkanı sıfatıyla, meclisi Anadolu’da toplamayı amaçlıyordu. Mustafa Kemal meclise başkan seçilmemiştir.  Sonunda Misak-ı Millî yani milli sınırlar meclis onayından geçti Misak-ı Millî’yi öfkeyle karşılayan İtilaf Devletleri 16 Mart 1920’de İstanbul’u resmen işgal etti. Ama Mustafa Kemal’e hareket serbestliği verdi. Ulusal egemenlikten bahsedilememesine rağmen, sınırların belirlenmesinde Mondros Mütarekesinin imzalandığı anda işgal edilmeyen yerler ve Türklerin çoğunlukta olduğu bölgeler ölçü alındı. Misak-ı Milli, ilk defa Londra Konferansı’nda dünyaya duyuruldu.     Meclis-i Mebusan’ın Misak-ı Millî’yi ilan etmesi sonucunda ise: Osmanlı Meclisi dağıtıldı Damat Ferit Paşa tekrar hükümet başkanı oldu İstanbul’daki Türkler’de kurtuluş adına İstanbul’da ümit kalmadığını görünce Anadolu’ya geçti Damat Ferit Paşa’nın tekrar yönetime getirilmesi halkı İstanbul hükümetinden soğuttu TBMM’nin açılışına zemin hazırlandı Padişah tutuklu duruma düştüğünden dolayı; Mustafa Kemal’e Padişah adına söz söyleme imkânı doğdu. Bazı mebuslar tutuklandı ve bazı mebuslar Malta’ya sürgün edildi, bazıları ise Anadolu’ya kaçtı. Mustafa Kemal’in işgale tepkisi çok sert ve kararlı oldu; işgalciler kınandı İstanbul ile ilişkiler kesildi. Anadolu’daki bazı işgalci subaylar, Malta’ya sürgün edilen Türk mebuslarına karşılık tutuklandı. Osmanlı’nın Anadolu’daki gelir kaynaklarına el kondu. İşgalcilerin sevkiyat yaptıkları Ulukışla-Geyve Demiryolu işlemez hale getirildi.  Peki Misak-ı Milli ne idi? Osmanlı İmparatorluğu’nun son Meclis- i Mebusan’ın 28 Ocak 1920’de kabul ettiği altı maddelik bir bildiri idi.  Misak-ı Milli adı verilen bu belgenin altında, toplantıya katılan ve kararı oybirliği ile kabul eden 121 milletvekilinin imzaları vardı. “Çağdaş Türkiye’nin kuruluş belgesi”, “varoluş senedi” ve “Türkiye’nin Magna Carta’sı” diye nitelenen Misak-ı Millî’nin maddeleri de şöyledir: Mondros Ateşkesi imzalandığı sırada Türk askerlerinin koruduğu ve Türk-İslam çoğunluğunun oturduğu topraklar ayrılık kabul etmez bir bütündür (Böylece vatanın bütünlüğü ve bölünmezliği Osmanlı Mebusan Meclisi tarafından kabul edilmiş, milliyetçilik düşüncesi esas alınarak yeni Türk devletinin sınırları çizilmiştir.).  Halen işgal altında bulunan Müslüman Araplar’ın oturduğu Osmanlı topraklarının geleceği, yöre halkının vereceği oylarla belirlenecektir. (Böylece Wilson İlkeleri’ne uygun olarak self determinasyon hakkının verilmesini istemektedir.) Yurttan koparılmak istenen Vilayet-i Selase (Kars, Ardahan, Batum) ile Batı Trakya’da halk oylamasına gidilmelidir. İstanbul’un, Saltanatın, Halife’nin güvenliği sağlandığı taktirde, Boğazlar dünya ticaretine ve ulaşımına açılacaktır. Azınlıklara verilecek haklar, komşu ülkelerdeki Müslümanlara verilen haklar kadar olacaktı. Bu sebeple siyasî, adlî, malî ve benzeri alanlarda gelişmemizi önleyici sınırlamalara (kapitülasyonlara) karşıyız. Belirlenecek borçlarımızın ödeme şartları da bu ilkelerle çelişmeyecektir. 28 Ocak 1336 (1920). Misak-ı Milli ne bir efsane ne de tarihin derinliklerinden intikal etmiş bir destandır. Misak-ı Milli, Türklerin var olduğu devirlerden itibaren karakterinde mevcut olduğuna inandığımız İstiklal fikrinin modern manadaki ifadesi ve tezahürüdür. Misak-ı Milli bölünmez bir Türk yurdunun sınırlarını tespit eden ve günümüzde de canlılığını muhafaza eden fevkalade öneme haiz hukuki ve siyasi bir vesikadır. Misak-ı Milli sınırlarının bugün bile en büyük ülkümüz olduğunun en güzel ispatı ise; Şanlı Türk Ordusu’nun Afrin’de kahramanca verdiği mücadeledir. Allah yâr ve yardımcımız olsun.

Önce Vatan Gazetesi